7. Sınıf Aydın Yayınları Matematik Ders Kitabı Cevapları

2013-2014 Eğitim-Öğretim Yılı 7. Sınıf Aydın Yayınları Matematik Ders Kitabı Cevaplarını sizler için yayınlıyoruz. 7. sınıf matematik ders kitabının cevaplarının doğruluğu kesin değildir.
Sizler cevaplarınızı yaptıktan sonra buradan hangi sayfayı yaptıysanız o sayfaya ulaşarak yaptıklarınızı karşılaştırabilirsiniz. Ama en önemli husus sizler önce cevaplarınızı yapmalısınız. O zaman Aydın yayınları matematik ders kitabından faydalanmış olursunuz ve bilgileriniz daha iyi pekiştirilmiş olacaktır.
Devamını oku »

Geleceğin Mesleği Nedir

Arkadaşlar hani biz lise'de bölüm seçiyoruz, sözel,sayısal v.s, yada meslek lisesinde, Makina,motor,bilgisayar,elektirik&elektronik v.s, şimdi size bir soru sorucam?

Geleceğin mesleği nedir? Herkes "şu" geleceğin mesleğidir yazarsa sevinirim 
Bir çok kişi merak ediyo.. böyle soruları, ama bi düşünmek lazım, liseden sonra üniversite ve iş hayatı.. Yani hangi meslek çok ilgi görüyomuş öğrenmek istiyorum, konuyu tüm okuyanlara teşekkürler..


Aşağıda bazı meslekleri bölümleri yazacağım,

Sağlık,
.Diş hekimi
.Eczacı
.Veteriner
.Psikolog
.Biyolog
.Hemşire
.Ebe
.Diyetisyen
.Sağlık Memuru
.Fizyoterapist
.pdr
.Anestezi Teknisyeni
.Tıbbi sekreterlik

Bilişim,
.Yazılım Uzmanlığı
.Veri tabanı Programcılığı
.Programcılık
.Teknik Servis Elemanı
.Teknisyen
.Ağ İşletmeni
.Bilişim Öğretmenliği
.Bilgisayar Mühendisliği


.Fotoğraf
.Grafikerlik
.Fotoğrafçılık


.Elektirik,
.Elektirik-Elektronik Mühendisliği,
.Elektirik-Elektronik Malzeme Satışı
.Elektirikli Ev aletleri Teknik Servisi
.Görüntü ve Ses Sistemleri
.Elektromekanik taşıyıcılar bakım onarım
.Elektronik Teknisyeni
.Elektronik Mühendisi

Tesisat
.Sıhhi Tesisat
.Isıtma ve Kurutma

Motor
.Firmaların yetkili servisleri.

Öğretmenlikler
.Sınıf Öğretmenliği
.Rehber Öğretmenliği,
Branş Öğretmenliği,
Zihinsel Engelliler Öğretmenliği,


Muhasebe
.Muhasebe Elemanlığı
.Dış Ticaret Ofis Elemanlığı
.Finans ve Borsa Hizmetleri Elemanlığı

Pazarlama ve Perakende
.Sigortacılık
.Satış Elemanlığı
.Emlak Komisyonculuğu

Büro ve Sekreterlik
.Ticaret Sekreterliği
.Yönetici Sekreterliği
.Hukuk Sekreterliği
.Tıp Sekreterliği



Makine
.Makine Ressamlığı
.Makine Teknisyeni
.Makine Mühendisliği


Hukuk
.Avukat
.Hakim
.Savcı


Spor
.Yüzme,Koşma,Futbol,Basketbol gibi sporlarda çeşitli meslekler
.Vücut Geliştirme Uzmanlığı

Turizm
.Turizm ve Otelcilik Öğretmenliği
.Turizm ve Otel İşletmeciliği Meslek Elemanı
.Seyehat İşletmeciliği ve Turizm Rehberliği Öğretmenliği



Ahşap
.Marangozluk



Diğer
.Çevre Mühendisliği
.Genetik Mühendisliği
.Gıda Mühendisliği
.Gemi Mühendisliği
.Uçak Mühendisliği
.Peyzaj Mühendisliği
.Ziraat Mühendisliği
.Mekatronik Mühendisliği
.Polis
.Mimarlık

Arkadaşlar bazı mesleklerin bölümlerini yazdım, geleceğiniz ile ilgili yararlı olacağını sanıyorum.. ve bunlar alıntıdır bu arada :)
Devamını oku »

İlk Radyo, Radyonun İcadı

Alman bilim adamı Hertz elektirik ve manyetik etkilerin de ışık gibi dalgalar halinde yayıldığını keşfetmiş ama bu düşüncesinin üzerinde çalışmaya zaman bulamamıştır. Hertz’in bu araştırmasını okuyan İtalyan mucit Marconi bu araştırmayı, üzerinde çalışmaya değer bulmuş ve çalışmalarına 1894 de başlamıştır. Bulunduğu yerden 900 metre uzaktaki bir zili, zile herhangi bir telle bağlı olmayan bir düğmeye basarak çalmayı, çalışmalarına başladıktan çok kısa bir süre sonra başarmış ve buna yol açan elektiromanyetik dalgalara radyo dalgaları adını vermiştir.

Marconi’nin araştırmalarını ışığı altında radyo üzerinde çalışmaya başlayan Kanadalı bir mucitte ilk kez 1907 de radyo dalgaları aracılığıyla insan sesini iletmiştir. Böylece radyo haberleşme aracı olarak kullanılmaya başlanmıştır.


Türkiye’de Radyo


Türkiye’de radyo stüdyosu ilk kez İstanbul’da 1927 yılında kurulmuş ve ilk canlı yayınına 1933 yılında bir futbol karşılaşmasıyla başlamıştır.Taksim Stadında yapılan canlı yayını o dönemin ünlü maç sunucularından Sait Çelebi sunmuş, yayının gerçekleşmesi için Taksim Kışlası’nın çatısına antenler yerleştirilmiştir. Yayın arada bir kesilmesine, parazitli gelmesine karşın, halk tarafından baştan sona ilgi ile izlenmiştir. Ankara’da ise ilk radyo stüdyosu 1928 yılında kurulmuş ve ve 1938 yılında ciddi öğretim yapan , sanatkar yetiştiren türk Mûsikîsi’nin sorunlarına eğilen, bütün bu işleri sıkı bir disiplin içinde yürüten bir öğretim kurumu olmuştur.

ilk radyo ananosu

Ülkenin dört bir yanındaki TRT radyolarında tatlı bir telaş var bugünlerde. Önümüzdeki pazar günü, Türkiye�de radyo yayıncılığının resmî başlangıcı kabul edilen 6 Mayıs 1927�nin üzerinden tam 80 yıl geçmiş olacak. Bugün otuzlu yaşlardaki pek çok insanın, burnunun direği sızlayarak hatırladığı Arkası Yarınlar, Çocuk Tiyatroları hep TRT radyolarının programı olduğu için Türkiyede radyo yayıncılığının TRT ile başladığı yanılgısına kapılmak kolaydır. İlk radyo yayınını gerçekleştiren ve radyo yayıncılığını on yıl tekelinde tutan İleri Gazetesinin sahibi Sedat Nuri İleri Beydir aslında ve TRTnin kurulması için 1964 yılını beklemek gerekecektir; ancak sekseninci yıl kutlamalarını TRTnin üstlenmiş olması yerinde ve hoş bir karardır. 1992 yılında özel radyo furyası başlayana kadar kulağımız onun düzgün Türkçe konuşan spikerlerine aşinadır yalnızca ya da başka bir deyişle, ninelerimiz bük şunun kulağını yavrum diye TRT radyolarını kastetmiştir ilkin. Dedemizin hiç kaçırmadığı ajans saatleri de ondaydı elbette ve Yurttan Sesler korosunu dinlerken biz, radyonun içindeki küçük adamları dinlerdik aslında Radyonun dijital ortama taşındığı şu günlerde bile radyo denildiğinde hislenebiliyorsak TRTnin emeğini göz ardı edemeyiz.

İLK DENEMELER, İLK HEYECANLAR

Dünyada ilk radyo yayıncılığının yapıldığı yıllarda Türkiye Kurtuluş Savaşı içerisindedir; ancak radyoyla tanışmak için fazla beklememiz gerekmez. Ülkemizi terk eden Fransız işgal kuvvetlerinin hediye ettiği bir telsiz telefon, ilkel bir verici olarak kullanılır ve İstanbul Öğretmen Okulunun bodrumunda ilk radyo yayını gerçekleştirilir. 19 Mart 1923te, davetliler ve basın huzurunda yapılan bu ilk deneme bir gün sonra Tevhid-i Efkar Gazetesinde şöyle yer alır: Berlin, Paris, Moskovadaki konserleri İstanbul�da dinleyebilecek miyiz? Dün Darülmuallimin konferans salonunda bir nutuk, ney ile çalınan bir zeybek şarkısı terennümatı, Darülfünundan vazıh bir surette dinlenebilmiştir. Mamafih konser namesi arasında limanımızdaki sefainin (gemilerin) telsiz telgraf muhaberatı dahi karışmaktaydı.

Bu, epey amatör denemeden altı yıl sonra Sedat Nuri İleri, İş Bankası, Anadolu Ajansı, Falih Rıfkı Atay ve Cemal Hüsnü Tarayın ortaklığıyla kurulan Türk Telsiz Telefon Anonim Şirketi, ilk radyo anonsunu bugün birçoğumuzu gülümseten şu cümlelerle yapar: Alo alo, muhterem sâmiîn Burası İstanbul Telsiz Telefonu 1200 metre tul-u mevç, 250 kilosaykıl Bugünkü neşriyatımıza başlıyoruz. Bu anonsun kim tarafından yapıldığı tam olarak bilinmiyor. Kimine göre Eşref Şefik, kimine göre de Sadullah Gazi Evranosoğlu

YURTTAN SESLER KOROSU 67 YILDIR TÜRKÜ SÖYLÜYOR

Anonstaki Burası İstanbul Telsiz Telefonu cümlesine dikkat! O günlerde radyo yerine kullanılan ibare budur. 1936 yılında hükümetin çıkardığı bir kararnameyle PTTye devredilen radyo yayınlarının merkezi artık Ankara radyosudur ve bu radyo yayına başladıktan kısa bir süre sonra Atatürkün vefatını duyuracaktır dinleyenlerine: Reisicumhur Atatürkün umumi hallerinde vahamet, dün gece saat 24.00te neşredilen tebliğden sonra her an artarak bugün 10 ikinci teşrin 1938 Perşembe günü saat 9.00�u beş geçe büyük şefimiz derin koma içinde terk-i hayat etmişlerdir.

Radyo yayınları TRT kurulmadan çok önce, 1940 yılında, Vedat Nedim Törün radyo müdürü olmasıyla düzenli hale gelir. O günlerde yayına başlayan bazı programlar bugün hâlâ devam ediyor. Kiminin adı değişti, kimi aynı isimle devam ediyor. Muzaffer Sarısözenn kurduğu Yurttan Sesler Korosu 67 yıldır aynı adla devam eden uzun soluklu programlardan biri. Kırklı yıllarda çocuk olanlar, Ayşe Ablanın Çocuk Saatini mutlaka hatırlar. Koşun koşun radyo başına her cumartesi günü; geçiyor iş başına radyo çocuk kulübü nakaratı şimdi duyulmuyor belki; ama Ayşe Abla takma adıyla çocukların sevgilisi olan Neriman Hızırın kurduğu Radyo Çocuk Kulübü devam ediyor hâlâ Ve o yılların diğer programları; Rıza Uluçamın hazırlayıp kızı Nevin Uluçamın sunduğu Ziraat Takvimi Saati, Falih Rıfkı Atayın hazırladığı Güzel Türkçemiz, Hikmet Münirin Meslekler Konuşuyor programı Radyonun seviyeli yayınlarının arkasında radyo müdürü Törün şu ifadeleri yer alıyor olmalı: Programlarda halkı sıkmadan, ukalalık etmeden, oyalayarak, bir takım olumlu, yararlı bilgiler vermek, eğitici telkinlerde bulunmak, gençliğin ve halkın keyfini, moral sağlığını bozucu yayınlardan kaçınmak prensiplerini güderdik.

O günlerde radyonun merkezi Ankaradır; ama 1 Eylül 1949 tarihinde yayın hayatına başlayan İstanbul Radyosuyla birlikte tatlı bir rekabet başlamış olur. İstanbul Radyosunun ilk spikerlerinden Tarık Gürcann eski bir söyleşisine bakılırsa, iki şehir arasındaki ezelî çekişme radyo yayıncılığında da kendini hissettiriyormuş: Ankara Radyosu artık bürokratik bir radyo kisvesine bürünmüş durumdaydı. Sanatkârların tümü kadroluydu. Gerçekte kadrolu bir sanatçı belirli bir süreden sonra verimini yitirmeye başlar. İstanbul böyle değildi. Yönetici kadronun dışında tüm sanatçılar dışarıdaydı. Biz bu şansımızla halka daha yakın duruyorduk. İstanbul Radyosu sanatçıları ve özgürlükçü yapısıyla övünürken, İzmirde komik şeyler olur. Fuarda yayına başlayan İzmir Radyosu öyle amatördür ki, kimi zaman programlara dış sesler karışır, konserler sırasında mikrofon yere düşer, udun teli kopar Egede en çok dinlenen radyo kanalının hâlâ TRT FM olduğuna bakılırsa, o günkü dinleyicinin bu aksaklıkları gülümseyerek karşıladığı söylenebilir.

TRT, 27 MAYIS İHTİLALİNDEN SONRA KURULDU

Tarihler 27 Mayıs 1960ı gösterdiğinde Ankara Radyosundan bir ses duyulur; Albay Alparslan Türkeş ihtilâl bildirisini okumaktadır. Uzunca bir süredir hükümetin programlara çok karıştığından şikâyet eden radyo yayıncıları, bu yeni dönemle birlikte siyasal iktidardan bağımsız, kendi kadrosuna ve kendi bütçesine sahip, Türkiyedeki radyoları tek çatı altında toplayacak bir kurum oluşturmaya karar verir ve 1 Mayıs 1964te TRTyi kurar. Vanda, Erzurumda, Çukurovada kurulan yeni radyolarla yelpazesini genişleten, hatta 15 farklı dilde yayın yaparak yurtdışına açılan TRT radyoları, özel radyoların gün yüzüne çıktığı 1990larda farklı bir deneyim yaşar. Uzun yıllardır tekelinde tuttuğu radyo yayıncılığına talip, onlarca özel radyo türemiştir ve FM bandından yayın yapan bu radyolar kanunsuz oldukları için kısa bir süre kapatılsalar da halk değişik bir ses duymuştur bir kere. Radyomu İstiyorum sloganları, arabaların antenlerine takılan siyah kurdeleler etkisini gösterir ve özel radyolar, seksen yıllık serüvene bir kıyıdan dâhil olur

TELEVİZYON GELDİ; AMA RADYO ÖLMEDİ

Arkası Yarın programlarını, izliyormuş gibi dinleme yetisi kimsede kalmadı belki; ama korkulan da olmadı, televizyonun gelişi radyoyu öldürmedi. İlk günlerde değişen neydi; mahallede toplanıp radyo dinlemelerin yerini, tele-safirlik aldı; yani televizyon misafirliği dönemi Annelerimiz bir dantel örtü de televizyonun üzerine örttü ve çocuklar kutunun içinde yalnızca sesini duydukları küçük adamları bu kez görür oldular Tamam ajans haberleri için radyonun kulağını bükme devri sona erdi; ama radyonun öyle bir özelliği vardı ki, televizyon onun karşısında mahcup olabilirdi. Dinleyicisine yalnızca, Kulağın bende olsun diyen radyo, insanları televizyon gibi esir almayışıyla yolcuların ve ev hanımlarının bir numaralı dostudur hâlâ Televizyona nispetle iyice küçülüp, cep telefonlarının, parmak kalınlığındaki dijital aygıtların içine girmesi de avantajlı yönlerinden biridir. Nitekim, Türkiye Radyo İzleme ve Araştırma Kurumunun (RİAK) 23 ilde 11 bin 500 kişi üzerinde yaptığı araştırma da, radyonun gözden düşmediğini ispatlar nitelikte. Ülkemizde 12 yaşın üzerindekilerin yüzde 63ü radyo dinliyor. Kişi başına radyo dinleme zamanı ise 92 dakika. Cinsiyete göre bakıldığında kadınların daha fazla (yüzde 68) dinlediği görülüyor, radyo dinleme mekânı olarak da evler birinci sırada zaten.

ARKASI YARIN SENARYOSU YAZACAK KİMSE KALMADI MI?

TRTnin düzenlediği Ülkemizde Radyo Yayıncılığının 80. Yılı Radyo Oyunu Yarışması sonuçlandı. Yarışmanın amacı radyo oyun yazarlığını teşvik etmek, radyo oyun repertuarına yeni, özgün ve nitelikli eserler kazandırmak ve bu eserleri radyo yayınları yoluyla çocuklara ulaştırmak Yarışmaya Radyo Tiyatrosu dalında 270, Arkası Yarın dalında 118, Çocuk Bahçesi dalında ise 97 eser gönderilmiş. Sonuçlara baktığımızda, hem Radyo Tiyatrosu hem de Çocuk Bahçesi dalında birincilik ödülünün sahipsiz kaldığını görüyoruz; ama daha enteresanı, bu satırları okuyan hemen herkesin tebessüm ve özlemle hatırlayacağı Arkası Yarın dalında ne birinci, ne ikinci, ne de üçüncülüğe layık eser bulunabilmiş olması Bu arada sıkı bir nostalji imgesi olarak zihinlerimize yer eden Arkası Yarın programlarının TRT radyolarında her sabah 9. 40-10.00 arası yayımlanmaya devam ettiğini hatırlatalım.


ULAŞILABİLEN İLK YAYIN AKIŞI



İlk resmî yayın tarihi net olarak bilinmediği gibi o günün yayın akışıyla ilgili de bir bilgi yok; ama 26 Teşrinisani 1927 tarihli İstanbul Telsizinin neşriyat programı şöyle:

19.00 Stüdyo musikisi heyetinden şevkefza faslı
19.30 Esham ve tahvilat kambiyo ve nukut borsasının haberleri
19.40 Stüdyo musikisi heyetinden köçek havası
20.10 Monolog darülbedai sanatları Vasfi Rıza Bey tarafından
20.40 Nezahat Feride Hanım-Kemal Niyazi Bey kemençe, Osman Bey piano
21.10 Sesli radyo gazetesi
21.20 Teganni-Matmazel Apostoldi tarafından
22.05 Rasat merkezi raporu-Anadolu Ajansı haberleri İstanbul saati
22.20 Orkestra ve kapanış

Radyoculuğun ilk yıllarında yayın, sabah değil akşam saatlerinde başlıyordu; çünkü radyo yayınları telgraf haberleşmesinden arta kalan zamanlara sığdırılmak zorundaydı. İçerikte ise daha çok müzik ağırlıklı programlar vardı ve haberler araya serpiştiriliyordu. Günümüzde ise radyo en çok sabahları dinleniyor. 7.00de başlayan dinleme oranı öğlen zirveye vuruyor ve akşamın ilerleyen saatlerinde düşüşe geçiyor

80. YIL KUTLAMALARINDA NE VAR NE YOK?

6 Mayıs Pazar günü TRT radyolarını dinleyenler özel bir yayınla karşılaştılar. Radyolar, o gün radyonun öneminden söz ettiler. Ulusal ve bölgesel yayınlar olarak planlanan etkinliklerde genel amaç radyonun hem gündelik hayatımızdaki yerinin hem de ülkemizin sosyal ve ekonomik gelişimine etkisinin ortaya konması. Gün boyu yayımlanacak müzik, magazin, anı ve yarışma programları kuruluş yıl dönümünün bir şenlik atmosferinde geçmesi hedeflendi.

Radyo 1: Yayın merkezi Ankara Radyosu olacak. Saat 9.00 ile 19.00 arasında ülkemizde radyo yayıncılığının öyküsü, radyo arşivinden unutulmaz programlar ve döneme tanıklık etmiş ses kayıtları, dünden bugüne, dönemlere göre en vesilen Türk Halk Müziği ve Türk Sanat Müziği parçaları

Radyo 2 (TRT FM): İstanbul, İzmir ve Ankara radyolarının ortak katılımı ile hazırlanan programlarda ağırlık dinleyici katılımı ve stüdyo konuklarında oldu.

Radyo 4: Saat 7.30-20.00 arasında seksen yılın en sevilen şarkı ve türküleri seslendirildi, hayatta olan ünlüler stüdyoya konuk edildi. Ayrıca dinleyiciler telefonla programa katılıp anılarını anlatıp istekte bulundular.

Antalya, Diyarbakır, Erzurum, Çukurova, Trabzon ve Hatay radyoları kendi tarihçelerine geniş yer ayrıldı.

Yıl sonuna kadar çeşitli konser ve programlarla sürdürülecek etkinliklerde özel konserler de olacak. 5 Mayıs 2007 Cumartesi günü Ankarada TRT Arı Stüdyolarında, 19 Mayıs 2007 Cumartesi günü İstanbulda TRT Tepebaşı Stüdyolarında, 12 Haziran 2007 Salı günü İzmirde Tepekule Kongre Merkezinde 80.yıl Türk Müziği özel konserleri düzenlenecek. 2007 yılı radyo oyun yarışmasının ödül töreni de 5 Mayıs 2007 günü gerçekleştirilecek konser öncesinde sahiplerini bulacak.




İlk radyo kullanımı mors alfebesiyle 50 kilometre uzaklığı mesaj gönderilmesiyle olmuştur.


En uzun süren ilk yayın ABD’de 20 gün 4 saat yayında kalan Bufalo da Lary Norton tarafından gerçekleştirilmiştir.


En çok dinlenen ilk yayın bir boks maçı olmuştur. Maç, 6 Haziran 1950 günü BBC tarafından naklen verilmiş ve 30 milyon dinleyiciye ulaşmıştır.

Dünyanın en küçük kabul edilen ilk radyosu,toshiba AM-FM 30 tipi mini bir radyodur. 1983 yılı ocak ayında piyasaya çıkartılan radyonun ağırlığı sadece 85 gramdı. Boyutları ise 124 x 89 x 56 milimetreydi.
Devamını oku »

İlk Televizyon Ve Gelişimi

Teknoloji Nedir?

Sözlük anlamı "bilginin, sanayideki işlemlerde sistematik olarak uygulamaya alınması" demek olan teknoloji, geniş anlamda, araştırma, geliştirme, üretim, pazarlama, satış ve satış sonrası hizmeti kapsayan bir sanayi sürecinin, etkin ve verimli bir biçimde gerçekleştirilmesi için kullanılabilecek bilgi ve becerilerin tümüdür.

Teknolojik yenilik de, "üretim süreçlerinde yenilik, yeni ürünler ve yeni kurumsal örgütlenme biçimleri" olarak tanımlanmaktadır.
Gelişmiş ülkelerde, ürün rekabeti, bilimsel ve teknolojik yetkinlik rekabetine dönüşmüştür. Klasik anlamda rekabet gücünü belirleyen faktörler arasında doğal hammadde kaynaklarının bolluğu, ucuz işçilik gibi temel üretim faktörleri yer alırken, günümüzde ileri ve özellikli üretim faktörleri belirleyici duruma gelmiştir. İleri üretim faktörleri, nitelikli iş gücünü, Ar-Ge altyapısını, modern bir haberleşme ağını ve bilişim (enformasyon) teknolojilerinin etkin kullanımını içerirken, özellikli üretim faktörleri, belirli alanlarda yoğunlaşmış bilgi ve beceriye sahip iş gücü ile bilgi ve deneyim birikimini içermektedir.
Diğer yandan, başta elektronik, enerji, bilişim, uzay, biyomühendislik, organik kimya endüstrileri gibi "bilim ve teknoloji temelli" sektörler ile bunların bir bileşkesi olan savunma sanayii, en yüksek oranda katma değer yaratan, dolayısı ile toplumsal refaha katkıları en yüksek olan sanayi dalları olarak ortaya çıkmaktadırlar.


Teknolojinin Önemi 

Sanayileşmenin en belirgin ögesi teknoloji üretebilmektir. Teknoloji üretebildiğiniz, bilgiyi ürün tasarlamada kullanabildiğiniz takdirde ticarette rekabet üstünlüğünü, savunma sistemlerinde de caydırıcılığı sağlayabilirsiniz. Kimse kendisine üstünlük sağlayan bir şeyi başkasına vermeyeceğine göre salt teknoloji transferi yaparak sanayileşmemiz ve kalkınmamız, savunma sistemlerinde de caydırıcılığı sağlamamız olası değildir. Bu nedenle amaç kendi teknolojimizi kendimizin üretmesi olmalıdır. Kendi teknolojisini üreten bir sanayileşme ile ulusal ekonomiye, ülkenin mühendislik gücüne ve ulusal teknolojiye en yüksek katkıyı sağlayabilir, beyin göçünü önleyebilirsiniz.
Teknolojiyi kısaca bilimsel bilgiden yararlanarak yeni bir ürün geliştirmek, üretmek ve hizmet desteği sağlamak için gerekli bilgi, beceri ve yöntemler bütünü olarak tanımlayabiliriz. Bu duruma göre özgün üretim için gerekli safhaları da dörde ayırabiliriz.

ØBilimsel bilgiye ulaşmak veya geliştirmek
ØBilgiden faydalanarak bir ürün tasarlamak (tasarım yeteneği veya teknolojisi)
ØTasarlanan bir ürünün üretim tekniklerini belirlemek (üretim teknolojisi)
ØÜretim

Bir ürün geliştirmek için gerekli malzeme ve ekipmanı çeşitli kaynaklardan bulabilirsiniz. Bu nedenle önemli olan tasarım yeteneğine sahip olmaktır. Tasarım yeteneğine sahipseniz her şeyi yapabilirsiniz. Bağımsızlık da bundan sonra gelir.
Teknoloji ülkelerin gelişmişlik düzeyini belirlemekte ve uluslararası yarışta, sahibine büyük bir ticari üstünlük sağlamaktadır. Dünya ulusları teknoloji üretebilenler ve üretemeyenler olarak ikiye ayrılmakta, teknoloji üretemeyen uluslar az gelişmiş uluslar olarak sınıflandırılmaktadır.
Gelişmiş ülkelerde, ürün rekabeti, bilimsel ve teknolojik yetkinlik rekabetine dönüşmüştür. Klasik anlamda rekabet gücünü belirleyen faktörler arasında doğal hammadde kaynaklarının bolluğu, ucuz işçilik gibi temel üretim faktörleri yer alırken, günümüzde ileri ve özellikli üretim faktörleri belirleyici duruma gelmiştir. İleri üretim faktörleri, nitelikli iş gücünü, Ar-Ge altyapısını, modern bir haberleşme ağını ve bilişim (enformasyon) teknolojilerinin etkin kullanımını içerirken, özellikli üretim faktörleri, belirli alanlarda yoğunlaşmış bilgi ve beceriye sahip iş gücü ile bilgi ve deneyim birikimini içermektedir.
Diğer yandan, başta elektronik, enerji, bilişim, uzay, biyomühendislik, organik kimya endüstrileri gibi "bilim ve teknoloji temelli" sektörler ile bunların bir bileşkesi olan savunma sanayii, en yüksek oranda katma değer yaratan, dolayısı ile toplumsal refaha katkıları en yüksek olan sanayi dalları olarak ortaya çıkmaktadırlar.


Gelişmiş ve Gelişmekte Olan Ülkelerde Bilimsel Araştırmalar, Teknoloji Geliştirme Çalışmaları ve Üretim Teknolojileri Arasındaki İlişki

Bu nedenle de günümüzde, ülkelerin, özellikle bu alanlarda sahip oldukları bilim ve teknoloji altyapıları ve bu altyapıyı sanayi süreçlerinde kullanarak ürüne, dolayısı ile toplumsal refaha dönüştürebilme yetenekleri, gerek ekonomik, gerekse politik açıdan stratejik öneme sahip, dikkatlice korunması gereken milli varlıklar olarak değerlendirilmektedir. Günümüzde, sahip oldukları bilimsel ve teknolojik bilgiyi, entegre süreçler içinde ürüne ve toplumsal refaha dönüştürebilen ülkeler ile bu süreç entegrasyonunu başaramamış ülkeler arasındaki anlayış ve uygulama farkı, gelişmiş ve gelişmekte olan ülke tanımlamasında kullanılan önemli araçlardan biridir.
Gelişmiş ülkelerde yapılan bilimsel araştırmalar, bu araştırmalar sonucunda geliştirilen yeni teknolojiler ve bu teknolojilerin yeni üretim ve ürün teknolojilerine dönüşmesi süreçleri, iç içe, biribirini takip eden süreçler olarak ortaya çıkmaktadır. ABD, Almanya ve Japonya gibi ülkeler bu kategoride yer almaktadır.
Gelişmekte olan ülkelerde ise bu süreçlerin entegrasyonu zayıftır. Türkiye gibi dünya bilim literatürüne katkısı az olan ülkeler ve hatta eski SSCB ve Hindistan gibi dünya bilim literatürüne katkısı yüksek ancak bu birikimi toplumsal refaha dönüştürememiş ülkeler ikinci sınıfa giren ülkeler olarak değerlendirilmektedir.
Bilimsel araştırmalar açısından bakıldığında, bu ülkeler, gerek bilimsel ve akademik kuruluşlar, gerekse bilim adamları düzeyinde işbirliği ve bilimsel çalışmalara katılım açısından, gelişmiş ülkeler ile sıkı ilişkiler içinde olabilmektedir. Ancak bu ilişkiler ve yapılan çalışmalar ile kazanılan bilgi birikimini, teknolojiye ve ürüne dönüştürecek mekanizmaların gelişmemiş olması nedeniyle, bu ülkelerin yeni teknolojiler ile tanışması nadiren bu teknolojilerin gelişme safhasında, çoğunlukla da bu teknolojilerin üretim ve ürün teknolojilerine dönüşmesinden sonra, "teknoloji transferi" ile mümkün olmaktadır. Ancak, bu şekilde sahip olunan teknolojiyi, yeni türev teknolojilerin gelişimini sağlayacak "Ar-Ge /tasarım teknolojisi" olarak değil, belli bir ürüne özel "üretim teknolojisi" olarak değerlendirmek gerekir.
Bilim ve teknoloji temelli bir sanayi dalı olan savunma sanayii, gelişmekte olan ülkeler için bu olumsuz tabloyu ortadan kaldırabilecek bir fırsat olarak ortaya çıkmaktadır. Savunma sistemleri tedarik süreçlerinin, hem savunma ihtiyaçlarının karşılanması hem de kritik teknolojilerin edinilmesi ve ülkenin teknoloji alt yapısının geliştirilmesi amacıyla kullanılması, gelişmiş ülkeler tarafından başarıyla uygulanan bir bilim-teknoloji-üretim süreçleri entegrasyonu yöntemdir. Savunma harcamalarına büyük kaynaklar ayrılan ülkemizde de, hem bilimsel araştırma, yeni teknoloji üretme ve yeni ürün geliştirme süreçlerinin entegrasyonu, hem de bu çalışmaları toplumsal refaha dönüştürülebilecek mekanizmaların kurulması için, savunma sanayiini temel platform olarak belirlemek en doğru yaklaşım olacaktır.



Bilim ve Teknolojideki Son Gelişmeler.

20. yy bilim ve teknolojinin gelişmesinde altın çağını yakalamış, insan hayatında vazgeçilmez bir rahatlık sağlamıştır. Bilim hiçbir zaman durağanlık göstermemektedir. Bilimin sınırları genişlerken; dünyanın sanıldığı kadar büyük olmadığı gerçeği ortaya çıkmaktadır.
Günümüzde bilim olağanca hızıyla ilerlemekle birlikte insan hayatının olmazsa olmazları arasına girmeyi başarmıştır. Bilimin sonucu olarak ortaya çıkan teknoloji hayatımızı her alanda kolaylaştırmayı başarmıştır.
Bilim ve teknoloji arasında sıkı bir ilişki bulunmakta, birbirlerini tamamlamaktadırlar. Bilimsel çalışmalar uygulamaya elverişli bilgi üreterek teknolojik gelişmeye yol açarken, teknolojik gelişmeler de bilimsel araştırmaların daha uygun şartlarda yapılmasını sağlayarak bilimsel gelişmeyi hızlandırmaktadır .
Rönesans ve reformla birlikte bilimdeki gelişmelerin temelleri atılmış, bilimsel gelişmeyi engellemeye çalışan tüm olumsuzluklar da ortadan kalkmıştır (Kilise ve Dinin Etkisi gibi).
İnsanlar, tanrıbilimsel gerçeklerden sıyrılıp içinde yaşadıkları dünyayı ve bu dünya ile ilgili sorunları keşfetmişlerdir. Bu gibi gelişmelerin sonucunda da bilimsel gelişmeler başlayıp zamanla hız kazanmıştır.
Bilim ve teknolojinin ortaya çıktığı tarihten itibaren insanlar içinde yaşadıkları dünya ile yetinmemişlerdir. Uzayı merak etmişler, uzayın sırlarını çözmek amacıyla gizemli bir yolculuk, sistemli bir çalışma içerisine girmişlerdir. Sıvı yakıtlı motorların bulunması ile uçaklar ulaşım aracı olarak kullanılmaya başlanmış, insanlara uzak gibi görünene mesafeler artık ortadan kalkmıştır. Bunun sonucunda insanların uzaya gitme isteği iyice artmıştır .
Uzayı tanımlayacak olursak; güneşi gezegenleri uyduları, yıldızları, sayısız galaksiyi içine alan boşluktur. Bu sınırsız boşluk içersinde bulunana gök cisimlerinin her biri dünya yüzeyindeki toz parçacıkları kadardır. İlk çağ filozoflarından başlayarak bir çok bilim adamı uzayı tanımlama çabası içerisine girmişlerdir. Örneğin; Galile’nin gök bilimleri ile ilgili çalışmaları olmuştur. Teleskopla gözlemler yapmış, şu anki bilim adamlarımızın bile sonucuna ulaşamadıkları bir araştırma çizgisini başlatmıştır. Kepler ise; gezegenlerin yörüngelerinin üzerine çalışmalar yapmış, elips şeklindeki hareketleri saptamayı başarmıştır.
Günümüzde ise uzaya ulaşma çabası dünya üzerinde milletler arası çatışmaya yol açmakta, hızlı bir yarışın olmasına neden olmaktadır.
“İlk aya yolculuk planlarının NASA başlatmıştır. Başka John F. Kennedy’nin 25 Mayıs 1961’de kongrede bir özel oturumda yaptığı konuşmada “önümüzdeki 10 yıl içinde bir adamın aya gitmeyi ve dünyaya dönmeyi başaracağına inanıyorum” sözleri bu çalışmaların daha da hızlandırmıştır soğuk savaş döneminde uzay çalışmaları konusunda da Sovyetler Birliği ile yarışan Amerika uzay harcamaları için büyük bütçeler ayırıyordu. Aya gönderilecek uzaya aracı için çalışmalar uzun bir süre devam etti. Bu çalışmalar sırasında yapılan test uçuşlarından birinde NASA 3 astronotunu kaybetti” “Sonunda 16 Temmuz 1969’da Neil Armstrong, Edwin Aldrin Jr. ve Micheal Collins adlı üç astronotu taşıyan Apollo 11 tarihe geçecek ay yolculuğuna çıktı. Apollo 11, 19 Temmuz’da ay yörüngesine girdi. Kartal(EAGLE) adlı modül ay yüzeyine başarıyla indi ve Armstrong aya ayak basan ilk insan olarak tarihe geçti. Armstrong’un ardından Edwin Aldrin’de yüzeye indi. Ay toprağından örnekler alan, bazı bilimsel deneyler yapan ve Amerikan bayrağını aya diken iki astronot görevlerini başarıyla tamamlayarak dünyaya döndüler” İlk aya yolculuğun tamamlanmasının ardından tartışmalar da başladı. Bu tartışmalara sonunda uzayda yaşam olup olmadığı konusu üzerinde durulmaya başlandı. İnsanın bir ortamda hayatını devam ettirmesi için; atmosfer, radyasyon ve yerçekiminin bulunması gerekmektedir. Özellikle atmosfer canlı yaşamı için çok önemlidir.Dünyamızda %78 oranında azot, %21 oranında oksijen bulunmaktadır. Uzay boşluğunda ise hava olmayıp sadece bir miktar gaz bulunmaktadır. Bu nedenle uzaya giden araçların içerisinde hava tankları bulunmaktadır. Uzay tamamen soğuktur. İnsan ise sadece belirli sıcaklık ölçütleri içersinde yaşayabilmektedir. Bu nedenle uzay aracında ısı sistemi de olmalıdır.
İnsan oğlu çıplak iken uzay boşluğunda kalıcı zarar görmeden 30 saniye kadar yaşayabilir. Nefesinin tutmamak kaydıyla 30 saniye boşlukta kalan insan patlamaz, donmaz ve bilinci tamamını kaybetmez. 30 saniye sonlarında oksijen yokluğu sonucu bilinç kaybı oluşmaya başlar. 1 veya 2 dakika sonra ise yaşam faaliyetleri tamamen durur ve insan hayatını kaybeder.
Uzayda karşılaşacağımız diğer bir sorun ise yer çekimidir. Dünyadan uzaklaştıkça yer çekimi azalmaktadır. Aralarında ters bir orantı vardır. bu yüzden uzayda yer çekimi yoktur.
Günümüzde insanlığın ortak amacı her şeyden haberdar olma, uzayın tüm olanaklarından yararlanmaktır. Şu anda uzayda Türksat adlı bir uydumuz bulunmaktadır. Uydumuz sayesinde haberleşmenin gücü hızla artmıştır.
İletişim kurmanın en kolay yolu konuşmaktan geçer. Karşımızdaki insanların duygularımızı ve isteklerimizi anlatmanın diğer bir yolu da el kol hareketleridir. Fakat bunların dışında da ilkle haberleşme yolarlı vardır: Atlı elçilerle, dumanla ve güvercinler gibi.
Karadeniz Bölgesi’nde bulunan köylerimizin bazılarında yer şekillerinin de etkisi ile dağınık yerleşme görülmektedir. Evler arasındaki mesafe uzak odlundan dolayı insanlar ıslıklarla iletişim kurmaktadırlar. Her ıslık tonu başka bir ablam ifade eder. Fakat sadece insanlar için değil toplumlar içinde iletişimin önemi büyüktür.
İnsanların uzaktan haberleşmesine imkan veren teknik araçlar Fransız Devrimi’nden hemen sonra optik telgrafın bulunması ile gelişim sürecine girdi.
1837’de elektrikli telgrafın bulunması ile iletişim çağı başlamıştır.
Telefon 1876 yılında Graham Bell tarafından bulundu. İnsan sesinin iletiminde önce ülke içerisinde daha sonra da ülkeler arasında yayılmasına imkan verdi. Bu yenilik bir çok kaygıyı da beraberinde getirdi. ABD’de benimsendi ve daha sonra ülkeler arasında yayılmaya başladı. 19. yy’da etkileşim ağları kurulmaya, insanlar arasındaki etkileşim gelişmeye başladı.
“Tarihte ilk ses kaydı 1877 yılında Thomas Edison tarafından yapılmıştı. Son 20 yılda yaşanan gelişme ise gerek ses kalitesinde gerekse şiddetle kayıt sisteminde mükemmeli yakalamayı hedeflemektedir”
İnsanlar, aralarındaki mesafe ne kadar uzak olursa olsun birbirleri ile kolayca iletişim kurmaktadırlar. Örneğin; bir faks makinesi birkaç dakika önce Türkiye’de bir fotoğrafı yayınlarken birkaç dakika sonra New York veya Tokyo’da yayınlayabilmektedir.
20. yy’daki en büyük gelişme hiç kuşkusuz bilgisayar teknolojisinde yaşanmıştır. İnternet ağının kurulması sonucunda bilgisayar ve internet; evlerimizi, işyerimize hatta günlük hayatımıza kadar girmeyi başarmıştır. Bilgisayar teknolojisi beraberinde çok büyük yenilikler ve kolaylıklar getirmişti. Örneğin; bilgisayar hayatımıza girmeden önce para yatırma işlemleri için bankalarda saatlerce sıra beklerken şu anda internet sayesinde işlemlerimizi en kısa zamanda gerçekleştirebilmekteyiz.
Biliyoruz ki bu teknoloji burada kalmayacak, insanlar yaşadığı sürece teknoloji de ilerleyecektir. Şu an bize hayal gibi gelen çoğu araçlar hayatımıza girecek ve hayatımızı kolaylaştırmaya devam edecektir.



Türkiye'nin Teknoloji Geliştirme Koşul ve Olanakları

Bilim ve teknoloji söz konusu olduğunda, Türkiye’nin, yer aldığı sistem içindeki diğer ülkelerden (diğer OECD ülkelerinden ya da G.Kore, Tayvan gibi yeni sanayileşen ülkelerden) çok daha farklı bir tutum izlediği görülüyor. Türkiye’nin teknoloji geliştirme koşul ve olanaklarını irdelerken, önce, bu farklılığı ortaya koymakta yarar vardır.

Gözlenen farklar birkaç noktada toplanabilir:

* Türkiye, bilim ve teknoloji yeteneğini yükseltebilme ve bu çerçevede günümüzün jenerik teknolojilerine egemen olma, bu teknolojiler tabanında ‘innovation’ yeteneğini kazanma konusunda, sistem içindeki diğer ülkelerin aksine, hiç aceleci değildir ve onlardan bir hayli geride kalmıştır. Ne toplum katlarında ne de siyasi partiler düzleminde, gecikildiği için endişe duyulduğu izlenimini almak mümkündür. Siyasi kadroların, zaman zaman, bilim ve teknolojiye önem verilmesi gereğini vurgulamalarına karşın, bu yalnızca, altı boş siyasi bir söylem düzeyinde kalmakta; hatta, çoğu zaman, siyasi bir prim getirmeyeceği kanısıyla olsa gerek, bilim ve teknoloji konuları, bütünüyle siyasi gündemden düşürülmektedir.
* Bu genel gözlemi doğrulayan kanıtlar ortadadır:

Sistem içinde yer alan diğer ülkelerin hepsinin, bilim ve teknoloji alanında uyguladıkları ulusal bir politikaları; ulusal hedefleri, bu hedeflere erişmek için izledikleri ulusal strateji ve planları vardır.
Türkiye’nin ise, herhangi bir hükümet programının ya da siyasi bir programın parçası olarak benimsenmiş ve uygulamaya konmuş, ulusal bir bilim ve teknoloji politikası yoktur. Bu saptama, Türkiye’de, ülkenin bilim ve teknoloji yeteneğini yükseltmeye yönelik politika ya da strateji önerileri olmadığı anlamına gelmemektedir. Öneriler vardır, hükümetlere sunulan tasarılar vardır; ama bunlar siyasi bir program haline dönüşmemekte ve hayata geçmemektedir. Bu tasarılardan biri, 1980'li yılların başında, dönemin ilgili Devlet Bakanı'nın eşgüdümünde, 300 kadar bilim adamı ve uzmanın katılımıyla hazırlanan Türk Bilim Politikası: 1983-2003’tür. Bu dokümanla, ilk kez, ayrıntılı bir bilim ve teknoloji politikasıortaya konmaya çalışılmıştır. Burada teknoloji konusu da bir ana motif olarak ele alınmış ve öncelik verilecek teknoloji alanları belirlenmiştir. Bu yeni yaklaşım, bilim ve teknoloji politikalarının, ekonominin yönetiminde ve toplumsal yaşamın başlıca etkinlik alanlarının düzenlenmesinde rol alan unsurların da (ilgili bakan ve üst düzey bürokratlar, hükümet dışı kuruluş temsilcileri v.b.) katılımıyla belirlenmesine olanak tanıyan yeni bir kurum yaratmıştır: Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu (BTYK).
Ne var ki, Türk Bilim Politikası: 1983-2003 hayata geçirilememiştir. 1983'te kurulan, ancak, ilk toplantısını 9 Ekim 1989'da, ikincisini ise 3 Şubat 1993'te yapabilen, o günden bugüne bir daha toplanamayan BTYK'ya da işlerlik kazandırılabildiği söylenemez.
Halen, Türkiye'nin Bilim ve Teknoloji Politikası konusundaki resmi doküman, BTYK'nın ikinci toplantısında karar altına alınan Türk Bilim ve Teknoloji Politikası: 1993-2003'tür. Altını çizerek belirtmek gerekir ki, devletin üst düzeyde yetkili bir kurulu, kendisine sunulan bir tasarıyı, bu dokümanla, uygulanması gereken bir karar haline dönüştürmüştür. Üstelik bu dokümanda ifadesini bulan politika 1995 başlarında Yüksek Planlama Kurulu'nca VII. Beş Yıllık Plan Döneminde Öncelikle Ele Alınması Öngörülen Temel Yapısal Değişim Projeleri Kapsamındaki Bilim ve Teknolojide Atılım Projesi Çalışma Komitesi Raporu (24 Şubat 1995) ile geliştirilerek somut bir zemine oturtulmuş ve bu proje VII. Beş Yıllık Plân'ın ana eksenlerinden birini oluşturmuştur. Ama, söz konusu projeyi, Plan dokümanının sayfalarından alıp hayata geçirecek bir siyasi sahip ya da kararlılığın var olduğuna ilişkin güçlü bir kanıt henüz ortaya çıkmamıştır.
AR-GE faaliyeti, sisteme dahil bütün ülkelerde, devletçe en çok desteklenen, devletin en çok subvansiyon sağladığı alandır. Ama, Türk takımlarının yurt dışındaki maçlarını izlemeye gidiş dahil, akla gelen hemen her alanda teşvik edici önlemler uygulayagelmiş olan Türkiye, ancak geçen yıl, 1 Haziran 1995’te, diğer ülkelerdekiyle karşılaştırılabilir çapta bir AR-GE desteği uygulamasını başlatabilmiştir. Bu da ancak, Uruguay Turu Nihaî Senedi’nin devlet subvansiyonlarına ilişkin düzenleyici hükümlerine ve AB mevzuatına uyum yaklaşımı çerçevesinde gündeme gelmiştir; içsel bir dinamik, örneğin, sanayi kesiminin baskısı sonucu değil...
Sistem içindeki diğer ülkelerle karşılaştırıldığında, Türkiye’nin, kendi ulusal ‘innovation’ sistemini kurmada çok gerilerde kaldığı; bu sistemin oluşması için, TÜBİTAK ve TTGV gibi kurumların ve bazı üniversitelerin gösterdiği çaba dışında, konunun ulusal düzeyde, bir bütün olarak ele alınmadığı; hatta, konuya yakın olması gereken pek çok çevre için, kavramın kendisinin bile yeni olduğu bilinen bir gerçektir.
Sistem içindeki bütün diğer ülkeler, ulusal ‘innovation’ sistemlerinin ayrılmaz bir parçası olan ve bundan da öte, kendilerini, geleceğin enformasyon toplumuna taşıyacak, ulusal enformasyon şebekelerini, hazırladıkları master planlar-eylem planları çerçevesinde kurmaya başlamış ve bu ülkelerde, bu atılımın fiili sahipliğini iş başındaki hükümetler, siyasi liderler üstlenmişken Türkiye’deki siyasi partiler, böylesi bir altyapı ve bununla ilintili ulusal bir master plan gereği üzerinde, henüz herhangi bir berrak fikre sahip değillerdir (BTSTP, Mayıs 1995; TÜBİTAK, Haziran 1995).
Türkiye’nin bilim ve teknoloji yeteneğini geliştirme konusundaki, pek de duyarlı olmayan yaklaşımını doğrulayacak başka pek çok kanıt bulunabilir. GSYİH’den AR-GE harcamalarına ayrılan pay, özel sektör sanayi kuruluşlarının toplam AR-GE harcamaları içindeki payı, 1000 faal nüfus başına düşen bilim adamı sayısı gibi verilerle de bu durum kanıtlanabilir. Ama, sayısal verilere girilmeksizin de, burada işaret edilen kanıtlardan yola çıkılarak, aynı iktisadi sistem içinde yer alan diğer ülkelerle Türkiye arasındaki, bilim ve teknoloji konusuna yaklaşımla ilgili temel farkı ortaya koymak mümkündür: Bu fark, ülkenin bilim ve teknoloji yeteneğini yükseltmek ve dünya teknolojisini yakalamak fikrinin, Türkiye’de, başta sanayi kesimi olmak üzere, toplumun doğrudan ilgili katmanlarında yeterince sahiplenilen bir fikir haline gelmediği noktasında düğümlenmektedir. Bu böyle olduğu içindir ki, bu fikrin siyasi partiler -siyasi iktidar- düzleminde sahibini bulmak da pek mümkün olmamaktadır.
Eğer, Türkiye’de bu fikre sahip çıkması düşünülebilecek bir toplum katmanı olarak, örneğin sanayi kesimi, bunu yapmış olsaydı; tanım gereği, bu fikrin siyasi platformda da yansıması olur ve en az bir partinin siyasi programında bu husus yer alabilirdi, diye düşünmeye hakkımız var, sanıyorum. Buradan gelinecek nokta çok açıktır: İlgili toplum katmanlarınca sahiplenilen bir hedef haline dönüştürülemediği sürece, Türkiye’nin teknoloji yeteneğini yükseltmek, çağın jenerik teknolojileri tabanında ‘innovation’ yeteneğini kazanmak ve dünya teknolojisini yakalamak -ya da konu başlığıyla söylersek; Türkiye’de teknoloji geliştirmek- gibi, makro planda, çok taraflı ve geniş kapsamlı düzenlemeleri gerektiren bir atılımı gerçekleştirmek mümkün değildir. Özetle, Türkiye’de teknoloji geliştirmenin ön koşulu, bunun, başta sanayi kesimi olmak üzere, ilgili toplum katmanlarınca benimsenen bir hedef haline gelmesi ve bu hedefin geniş halk kesimlerince kabullenilen bir siyasi programa dönüştürülmesidir. Bu ön koşulun gerçekleşmesi mümkün mü?
Soruya özellikle de bu konuda son derece önemli bir role sahip bulunan sanayi kesimi açısından bir yanıt verilebilir mi? Son zamanlarda, sanayinin bazı kesimlerinde, AR-GE’ye yöneliş konusunda, belli bir yaklaşım, belli bir kıpırdanma olduğunu söylemek mümkün. Bu kesimlerin, özellikle, kullandıkları üretim yöntemlerinde ya da ürettikleri üründe yenilik yapabilme yeteneği kazanma (böylesi bir yeteneğe sahipseler bunu geliştirme) yönünde ciddi bir çaba gösterdikleri gözleniyor. Kendi AR-GE birimlerini kuran firmalar var. Sanayi kuruluşlarının proje bazındaki AR-GE harcamaları için devletçe sağlanacak desteğin, bu sanayi kesimlerinde oldukça geniş bir ilgi yarattığı ve bir hareketlenme meydana getirdiği de bir gerçek. Ancak, bu tür gelişmeler yanında, Türkiye’deki pek çok sanayi kuruluşunun, yabancı firmalarla, özellikle de AB firmalarıyla, geçmişten gelen ortaklık bağlarının bulunduğunu ya da belli bir entegrasyona sahip bulunduklarını ve gereksinim duydukları teknolojiyi Türkiye’de geliştirme olanaklarını arama yerine, bu gereksinimlerini yabancı ortakları kanalıyla karşılama yönünde bir strateji izlediklerini göz ardı etmemek gerekir. Bu tür kuruluşlardan bazılarının Türkiye’de kurulu AR-GE birimlerinin ise, genellikle, yabancı ortağın kendi AR-GE ağında, yalnızca bir taşeron birim olarak yer aldığı biliniyor. Kaldı ki, Gümrük Birliği koşullarında pazar paylarını güvence altına almak ve bunun için gereksinim duydukları teknolojiyi edinmek üzere, yabancı firmalarla evliliğe giden yerli firmaların sayısının hızla arttığı da bir gerçek. Sanayi kesiminde ortaya çıkan bu tablo aranan ön koşulu sağlar mı? Yerli sanayi şirketlerinin uluslararası evlilikler konusundaki yaklaşımlarının ve imzalanan evlilik senetlerinin muhtevalarının bu sorunun yanıtını önemli ölçüde etkileyeceği muhakkaktır. Ama, unutulmaması gereken nokta, bilim ve teknoloji konusunun, aslında toplumun bütün kesimlerini ve çok yakından ilgilendirdiğidir. Konu herkesi ilgilendirir; çünkü bilim ve teknolojide yetkinlik, yalnızca ülke sanayiinin değil, bütün bir ülkenin uluslararası arenadeki konumunu ve geleceğini belirleyecektir. Bu açıdan, aranan ön koşulu sağlayabilmek, bilim ve teknoloji konusunu bütün boyutlarıyla siyasileştirmeye ve bu konuya sahip çıkacak toplumsal aklı üretmeye bağlıdır.


Teknoloji Gençleri Nasıl Etkiliyor?


Teknoloji, sadece gençleri değil, toplumun tüm katmanlarını etkiliyor. Bu olumlu ya da olumsuz (daha çok da olumsuz) etkilenmeden, teknolojiyi, teknoloji üreten şirketleri suçlamanın pek de doğru olmadığını düşüyorum. Teknoloji, insanlar için hayatı kolaylaştıran büyük bir nimet. Bunu dozajını kaçırmadan ve doğru amaçlar için kullanmak insanların elinde. Benzer konular gündeme gelince hep verdiğim bir örnek var. Diyorum ki, teknoloji bizi kullanmasın, biz teknolojiyi kullanalım! Bir çok ürün ve hizmet üreten şirket var. Bu ürün ve hizmetler içinde bize ve amaçlarımıza uygun olanları seçmek, satın alıp almama kararını vermek bizim elimizde. Tabii ki şirketler kârlarını maksimize etmek için, ardarda yeni ürünler ve hizmetler çıkarıyorlar. Ardarda piyasaya çıkan ürünlerden bazan kafamız bile karışabiliyor. Hangisini satın alacağımızı, hangisinin gerçekten bizin ihtiyaçlarımıza cevap vereceğini tespitte zorlanıyoruz. Böyle bir kafa karışıklığıyla karşılaşmamak için, teknolojiyle ilgili gelişmeleri takip etmek, haber ve yorumları okumak yararlı olacaktır. Özellikle gençlerin, teknolojik ürünleri gösteriş için bilinçsizce tükettikleri görülüyor. Yeni piyasaya çıkan bir cep telefonunu, ailesinin ya da kendisinin ekonomik imkânlarını zorlayarak satın alan, aylar sürecek taksitlere giren gençler biliyorum. Bu gençlerin tek amacı, çevresindeki arkadaşlarında bulunanlardan aşağı kalmayacak bir ürüne sahip olmak.


Teknolojinin Neden Olduğu Hastalıklar

Son 30 yılda başta ABD ve Avrupa olmak üzere tüm dünyada bu alanda yüzlerce araştırma yapıldı; hâlâ da yapılıyor. Kimi araştırmalarda dikkat çekici sonuçlara ulaşıldı. Örneğin;
1994'te ABD ve Finlandiya'da yapılan araştırmalar, elektromanyetik alanların çok sık etkisinde kalan işçilerde alzheimer hastalığının normal insanlara göre erkeklerde 4,9 kat ve kadınlarda 3,4 kat daha çok görüldüğünü ortaya koydu.
1998'te gerçekleştirilen bir başka araştırmada da radyo operatörleri, endüstriyel donanım işçileri, veri işleme aygıtı tamircileri, telefon hattı işçileri, elektrik santralları ve trafo merkezlerinde çalışan işçilerle film makinistlerinde alzheimer, parkinson gibi hastalıklarla beraber başka birtakım nörolojik bozuklukların daha çok görüldüğü ortaya çıktı.
1979'da ABD'de yapılan bir epidemiyolojik (tıbbın, insan topluluklarında hstalıkların dağılımını ve bu dağılıma yol açan etkenleri araştıran bir dalı) araştırma, enerji iletim hatlarına 40 m.'den daha yakın yaşayan çocukların, normal çocuklara göre 2-3 kat daha fazla kansere yakalandığını ortaya koymuştu.
1988'de ve 1991'de yine ABD'de, 1992 'de İsveç ve Meksika'da ve 1993 'de Danimarka'da yapılan araştırmalarsa çocuklarda görülen kanserlerle ve özellikle de lösemiyle iletim hatlarına yakın yaşama arasında bir ilişki olduğunu ortaya koydu.
Finlandiya'da yapılan bir başka araştırma erkek çocukların merkezi sinir sisteminde oluşan tümörlerle iletim hatları arasında ki ilişkiyi saptadı.
1994'te Kanada'daki 2 ve Fransa'daki 1 elektrik şirketinin çalışanlarını kapsıyordu. Toplam 223.000 kişi üzerinde gerçekleştirilen bu istatiksel çalışmada 4000 kanser hastası saptandı. Bu çaılşmada yüksek elektromanyetik alanların etkisinde kalanlarda lösemi 2-3 kat fazla görülürken, beyin tümörü 10 kat daha fazla görülüyordu. Tüm bu bulgulara karşın lösemiyle elektromanyetik alanlar arasında kuşkuya yer bırakmayacak biçimde bir ilşki olduğu kanıtlanamadı.
Geçen yıl ABD Ulusal Çevresel Sağlık Bilimleri Enstitüsü'nün 6 yıldır süren ve 60 milyon dolara malolan araştırması sonuçlandı. Enstitü, araştırma sonuçlarını bir rapor biçiminde ABD Kongresi'ne Haziran ayında sundu. Rapora göre "Elektromanyetik alanların tümüyle güvenli oldukları söylenemez. İnsanlar onların etkisinden olabildiğince kaçınmalıdırlar. Ama elektrik hatlarının oluşturduğu elektromanyetik alanların, insanların kanser yada başka bir hastalığa yakalanma riskini arttırdığına yönelik kanıtlar zayıftır. Bu konudaki araştırmalar sürecektir."
İsveçli bilim adamları cep telefonuyla yapılan 2 dk.'lık bir görüşmenin bile ne denli ciddi sorunlar yaratabildiğini gösterdiler. Araştırmaya göre 2 dk.'lık konuşma, kandaki zararlı proteinlerin ve toksinlerin beyne girmesini engelleyen savunma mekanizmasını devre dışı bırakmaya yetiyordu. Bu durumda azheimer, parkinson ve multiple sclerosis (MS) gibi sinir hastalıklarının oluşma riski artıyor.
Mayıs 1998'de İsveçli bilim adamı Dr. Kjell Hansso Mild, ekibiyle birlikte gerçekleştirdiği büyük bir araştırmanın sonuçlarını açıkladı. Çalışma sonucuna göre, cep telefonuyla uzun süre konuşanlarda yorgunluk, baş ağrısı, deride yanma hissi ortaya çıkıyordu. Kulaklık-mikrofon seti kullananların %80'inde bu tip sorunların olmadığı gözlendi.
Haziran 1998'de Almanya'da Freiburg Üniversitesi Nöroloji Kliniği'nde yapılan bir araştırmada da cep telefonlarının yüksek tansiyonla ilişkisi ortaya kondu. Bu araştırmada 10 gönüllünün başlarına cep telefonu bağlandı. Araştırmacılar, deneklere haber vermeden telefonları açıp kapadılar. Telefonlar açıkken, deneklerin tansiyonlarında 5-10 mmHg'lik bir artış gözlendi.
İngiltere'de yapılan ve 11.000 kişinin gönüllü olarak katıldığı bir başka araaştırmadaysa, uzun süre cep telefonuyla konuşanlarda baş ağrıları, baş dönmesi ve dikkat dağılması gözlendi.
Bilimsel araştırmaların art arda gelen bu olumsuz sonuçları insanları kuşkulandırıyor. Artık "cep telefonlarının insan sağlığına daha ciddi etkileri olabilir mi?" diye düşünüyor herkes. Yine ilk akla gelen soru : "Cep telefonlarıyla kanser arasında bir ilişki olabilir mi?"
Dünyada 200 milyon dolayında cep telefonu kullanıcısı var. Bu sayı ABD'de 80 milyonun üzerinde ve her ay buna yaklaşık 1 milyon ekleniyor. Cep telefonunun insan sağlığına etkileri ve özellikle de kanserle ilişkisi üzerinde yürütülen çalışmalar ABD'de merakla izleniyor. Çünkü beyinlerinde tümör oluşmuş onlarca kişi, iletişim şirketlerine dava açmış durumda. Tümör oluşumlarına cep telefonlarının mikrodalga yayınlarının yol açtığını ileri sürüyorlar. Benzer davaalar başka ülkelerde de açılmış durumda. Bilimsel araştırmaların sonuçları bu davaların seyri açısından büyük önem taşıyor.
ABD'de cep telefonu endüstrisi beş yıldır, cep telefonlarının insan sağlığı üzerine etkilerini araştıran çalışmaları destekliyor. Hatta bunun için Telsiz İletişim Endüstrisi Birliği, 1993'te Telsiz Teknoloji Araştıraları (WTR) adlı bir araştırma kurumu bile kurdu. Bu kurumun asıl amacı, öncelikle beyin tümörleri olmak üzere birçok hastalıkla cep telefonları arasında bir ilişki olup olmadığını saptamak. İki koldan yürütülen çalışmalar için beş yılda 25 milyon dolar harcandı. Bir yandan epidemiyolojik araştırma sürdürüldü; bir yandan da laboratuvarlarda deneyler yapıldı. Laboratuvar çalışmaları iki konu üzerinde yoğunlaştı: Beyin tümörü oluşumu ve genetik yapının değişimi.
Bu sırada Avrupa ve Avustralya'da da konuyla ilgili birçok araştırma yapıldı; hâlâ süren çok sayıda araştırma da var. Bunlardan birkaçında düşük düzeyli radyo dalgalarının hayvanların bağışıklık ve sinir sistemlerinde bozukluklara, davranışlarında değişimlere yol açtığı ve kanser oluşumunu hızlandırdığı gözlendi. Örneğin Avustralya'daki bir araştırmada, fareler 18 ay boyunca cep telefonunun yaydığı mikrodalgaların etkisinde bırakıldı. Bu farelerde kanser oluşum oranının normal farelere göre iki kat arttığı saptandı.
İsveçli Dr.Lennart Hardell'in araştırmasının geçen yıl Mayıs ayında yayımladığı sonucu: Cep telefonu kullanımı insanlarda beyin tümörü oluşumunu hızlandırmıyordu ; ama beyni tümörlü hastaların, telefon tuttukları tarafta tümör oluşma oranının 2,5 kat fazla olduğu ortaya çıktı. Aynı araştırma ABD'de de yapılmış ve aynı sonuçlara ulaşılmıştı.
En önemli gelişmeyse, WTR'nin beş yıllık araştırmasının sonuçlarını açıklaması oldu. Araştırmanın başındaki Dr. George Carlo "Bu veriler insanlarla doğrudan ilişkili ilk verilerdir. Bunlara göre cep telefonu yayınları insanlarda beyin tümörü rüskini biraz artırıyor, insan kan hücrelerini etkiliyor ve farelerde de DNA bozukluklarına yol açıyor." diyor. Telefon şirketlerince desteklenen bir araştırma kurumundan böyle bir açıklamanın gelmesi çok önemliydi.
Sağlığımızı tehlikeye atacağımıza, cep telefonlarımız acil durumlar dışında kullanmamaya çalışalım. Böylece hem beynimiz, hem de cebimiz rahat eder


Sonuç

Teknoloji günümüzün vazgeçilmez unsurlarından biridir. Ülkelerin gelişmişlik seviyesi bulundurdukları teknolojik ortamları ile değerlendirilmektedir.
Teknolojinin kullanım alanları oldukça geniştir. Eğitimden, savunma sanayine kadar her alanda kullanılan teknoloji sosyal ve ekonomik hayatında bir vazgeçilmezi durumuna gelmiştir.
Teknolojinin faydaları ve zararları; teknolojiden faydalanma durumumuza göre değişmektedir. Örneğin bir televizyonu genel kültürümüzü artırıcı programları izlerken kullanmamız faydalı, zamanımızı öldürürken kullanmak zararlı olduğu gibi. Bu örnekler çoğaltılabilir; son yüzyılın buluşu olarak değerlendirilen internet ise; elektronik ortamda hızlı bir şekilde bilgiye ulaşmamızı sağlarken; internete bağımlı insanlar oluşturup, sosyal hayattan insanların kopmasına da neden olmaktadır. Buradaki ölçü demekki teknolojiyi ne şekilde kullandığımızdır.
Teknolojinin gümüzüzde geldiği ürküten boyutu ise; özellikle gen teknolojisinin çok gelişip insanları klonlamaya kadar geldiği bu da gelecek için robotlaşan ve tek tip insanların türemesine neden olabilir. Diğer yandan gelişen teknoloji ile birlikte biyolojik ve kimyasal silahların üretilmesi insanlığı tehdit eden diğer teknolojik tehlikeler olarak değerlendirilebilir.
Teknolojinin kullanımı ve sonuçları değişmektedir. Örneğin; teknoloji kullanılarak kurulan bir fabrikada üretim yapılmakta ama artıkları doğaya zarar vermektedir. Yine teknoloji kullanılarak arıtma tesileri kurulup bu tehlike minumuma indirilmektedir. Yani teknolojinin fayda ve zararları birlikte ilerleyip kullanıma göre netice vermektedir

Devamını oku »

Türk radyo kanalları listesi güncel

Dolunay FM
Radyo.FM
Radyo 6
Aşk FM
Radyo ON
Radyo iz Açık Radyo
Alem Fm
Best FM
Bizim Radyo
Burç FM
CNNTurk Radyo
Gaziantep Olay Fm Radyo
İstanbul FM
Radyo Umut
Kral FM
NTV Radyo
Moral FM
Number One FM
AkRadyo
Power FM 100.00
Radyo 1 105.7
Radyo 5 94.7
Radyo 15
Radyo 99
Radyo D
Radyo Mydonose
Radyo Poyraz
Radyo Mega
Radyo S
Radyo Spor
Radyo Time
Radyo Viva
Rokket FM
Show Radyo
Süper FM
TGRT FM
TRT Radyo 1
TRT FM 2
TRT Radyo 3
TRT Radyo 4
TRT Turizm Radyosu
TRT Hatay il Radyosu
Özgür Radyo
Yön Fm
RADYO AS Radyo AS-KAYSERİ

İstanbul  

FM 87.5 - Delta FM
FM 87.7 - Rokket FM
FM 88.0 - Radyo İstanbul
FM 88.2 - TRT Radyo 3
FM 88.4 - Lalegül FM
FM 88.6 - Star Artı
FM 88.8 - Burç FM
FM 89.0 - Joy Türk FM
FM 89.2 - Alem FM
FM 89.4 - Yaşam Radyo
FM 89.6 - Müjde FM
FM 89.8 - Show Radyo
FM 90.0 - Radyo Viva
FM 90.2 - Türkçe Radyo
FM 90.4 - Haber Türk Radyo
FM 90.6 - Radyo 2000
FM 90.8 - Süper FM
FM 91.0 - Karma Turka
FM 91.2 - Radio Time
FM 91.4 - TRT FM
FM 91.6 - Radyo 24
FM 91.8 - İstanbul'un Sesi Radyosu
FM 92.0 - Kral FM
FM 92.3 - Lig Radyo
FM 92.5 - CNNTurk Radyo
FM 92.7 - Marmara Radyo
FM 92.9 - Anadolunun Sesi
FM 93.1 - TGRT FM
FM 93.3 - Radyo K
FM 93.5 - Dünya Radyo
FM 93.7 - Radio FG
FM 93.9 - Medya FM
FM 94.1 - Polis Radyosu
FM 94.3 - Radyo Ekin
FM 94.5 - K-Rock FM
FM 94.7 - Radyo 5
FM 94.9 - Açık Radyo
FM 95.1 - Özgür Radyo
FM 95.3 - Slow Türk
FM 95.6 - TRT Radyo 1
FM 95.8 - Lokum Türk
FM 96.0 - Radio Oxigen
FM 96.2 - Radyo Eksen
FM 96.4 - Cem Radyo
FM 96.6 - Yön FM
FM 96.8 - Radyo Moda
FM 97.0 - Küpe FM
FM 97.2 - Metro FM
FM 97.4 - Radyo Feza
FM 97.6 - Radyo Tatlıses
FM 97.8 - Meltem Radyo
FM 98.0 - Radyo Vatan
FM 98.2 - Karadeniz FM
FM 98.4 - Best FM
FM 98.6 - Radyo Klas
FM 98.8 - Radyo Fresh
FM 99.0 - KarmaTÜRK
FM 99.2 - Pal FM
FM 99.4 - Capital Radio
FM 99.6 - Lokum FM
FM 99.8 - Power Türk
FM 100.0 - Power FM
FM 100.2 - Power XL
FM 100.4 - Radyo Fenomen
FM 100.6 - Joy FM
FM 100.8 - Radyo İlaç
FM 101.0 - Radyo N101
FM 101.2 - Radyo 15
FM 101.4 - Radyo Z
FM 101.6 - TRT Turizm Radyosu
FM 101.8 - Radio Le Chic
FM 102.0 - Lounge FM
FM 102.2 - Radyo Oscar
FM 102.4 - Number 1 FM
FM 102.6 - Bahçeli FM
FM 102.8 - NTV Radyo
FM 103.0 - Meteor FM
FM 103.2 - Özel FM
FM 103.4 - TRT Radyo 4
FM 103.6 - Radio Light
FM 103.8 - Dinamo FM
FM 104.0 - Radyo D
FM 104.2 - Radyo Pink
FM 104.4 - Bizim Radyo
FM 104.6 - Radyo 7
FM 104.8 - Karma Love
FM 105.0 - Moral FM
FM 105.2 - Marmara FM
FM 105.4 - Radyo Mega
FM 105.6 - Radyo 1
FM 105.8 - Radyo Hitmix
FM 106.0 - İstanbul FM
FM 106.2 - Radyo Mydonose
FM 106.4 - Radyo Mavi Karadeniz
FM 106.6 - Radyo Baycan
FM 106.8 - Samanyolu Haber
FM 107.0 - Radyo Barış
FM 107.2 - Radyospor
FM 107.4 - Nostalji Türk
FM 107.6 - Akra FM
FM 107.8 - Özlem Radyo
FM 108.0 - Dolunay FM

Ankara  

FM 87.70...RADYO HACETTEPE
FM 106.50...MYDONOSE TÜRK POP
FM 106.50..MYDONOSE TÜRK POP
FM 88.30...RADYO GAZİ
FM 89.20...DOST FM
FM 91.00...RADYO İLEF
FM 92.70...RADYO SES
FM 93.00...RADYO VİZYON
FM 96.60...RADYO BİLKENT
FM 102.10..AŞK FM
FM 103.10..RADYO ODTÜ
FM 108.00..RADYO ÖZGÜR FM


Tokat  

FM 101.03... YÖRE FM
FM 92.00... RADYO TOKAT
FM 90.05... RADYO EXTRA

Antalya 

 FM 95.00...RADYO AKDENİZ
FM 98.00...RADYO MARTI
FM 106.40..SET FM
FM 107.60..Radyo Umut

Bursa 

FM 99.1..RADIO LINE


Kaynak: http://www.webcanavari.net/televizyon-radyo-magazin/turk-radyo-kanallari-listesi-ve-frekanslari-t38112.0.html#ixzz2h7jRfx53
www.webcanavari.net - www.rapcanavari.net - www.kadincaforum.net 
Devamını oku »

Genel Kültür Testi ( Kendine Güvenen Içeri )

Arkadaşlar şimdi ufak bir Genel Kültür testi uyguluycaz,aşagıda toplam 27 sorudan oluşan testi yanıtlamanız için, yapmanız gereken dogru buldugunuz cevapları; 1)a 2)d 3)b ,,,şeklinde kendi sütununuza eklemeniz,böylelikle kendimizide sınamış olcaz lütfen objektif olup tek seferde(hiç bir yerden kopya almadan)cevap veriniz öncelikle kendimize güvenelim,Başarılar x),,,,  


1) 1. Eğitim şurası hangi yıl, nerede yapıldı? 

a)   1923 - İZMİR 

b)   1920 - İZMİR

c)   1921 - ANKARA

d)   1924 - İSTANBUL



2) 2006 Yılın’da Almanya’da Dünya Futbol Kupası’nda hangi ülke şampiyon oldu?

a)   Fransa 

b)   İtalya

c)   İngiltere

d)   Yunanistan



3) Töreler, topraklar, su davaları, öç almalar gibi gerçek hayata ait yansımaların görüldüğü öyküsü ’’Susuz Yaz‘‘ dışında ’’Yenilmeyen‘‘, “Dağlı ve Muharrem”, “Gülsüm Kıza Ağıt” gibi öykülerinde de yaşadığı dönemin sosyal panoramasını, mozaik işlercesine bütünleyen öykücümüz kimdir?

a)   Reşat Nuri GÜNTEKİN

b)   Hüseyin Rahmi GÜRPINAR

c)   Necati CUMALI

d)   Peyami SAFA



4) Aşağıdaki isimlerden hangisi Başbakanlık görevi üstlenmiş kişilerden değildir?

a)   Celal BAYAR

b)   Nihat ERİM

c)   Erdal İNÖNÜ

d)   Abdullah GÜL



5) Türkiye’nin Gümrük Birliği’ne katılımı hangi tarihte gerçekleşmiştir?

a)   1997

b)   1994

c)   1991

d)   1995



6)  Churchil ve Roosevelt’in de katıldığı Kahire Konferansı’na (1943) Türkiye Cumhuriyeti adına katılan devlet adamı kimdir?

a)   İsmet İNÖNÜ

b)   Celal BAYAR

c)   Şükrü SARAÇOĞLU

d)   Fethi OKYAR



7) Aşağıdakilerden hangisi “Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun” a göre Ulusal Bayram’dır?

a)   23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

b)   19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı

c)   29 Ekim Cumhuriyet Bayramı

d)   30 Ağustos Zafer Bayramı



8.)  Aşağıdakilerden hangisi İçişleri Bakanlığı’na bağlı değildir?

a)   Jandarma Genel Komutanlığı

b)   Emniyet Genel Müdürlüğü

c)   Gümrük Müşteşarlığı

d)   Sahil Güvenlik Komutanlığı



9)  Polis Meslek Eğitim Merkezleri hangi kanuna istinaden açılabilir?

a)   PVSK

b)   ETK

c)   PYÖK

d)   İİK



10)  Aşağıdakilerden hangisi  milli bir maçta 4 gol atan futbolcularımızdan değildir?

a)   Hakan ŞÜKÜR

b)   Tanju ÇOLAK

c)   Z. RIZA SPOREL

d)   Oktay DERELİOĞLU



11)   Aşağıdakilerden hangisi en fazla milli olan futbolcumuzdur?

a)   Hakan ŞÜKÜR

b)   Tugay KERİMOĞLU

c)   Alpay ÖZALAN

d)   Rüştü REÇBER



12)  Aşağıdakilerden hangisi Avrupa Birliği’ne üye devletler arasında yer almaz?

a)   Almanya

b)   Belçika

c)   Norveç

d)   Malta



13) Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olan ülkeler aşağıdakilerden hangisidir?

a)   Almanya

b)   Fransa

c)   Çin

d)   (b) ve (c)



14)  “Dünya İnsan Hakları Günü” hangi gün kutlanır?

a)   27 Aralık 

b)   10 Aralık

c)   20 Nisan

d)   1 Eylül



15)  Aşağıdakilerden hangi ikisi 1 Ocak 2007 tarihi itibari ile Avrupa Birliği’ne tam üye olan ülkelerdendir?

a)   Macaristan-Yunanistan

b)   Polonya-Macaristan

c)   Bulgaristan-Romanya

d)   Romanya-Malta



16)  FİFA tarafından 2006 yılının en iyi futbolcusu kim seçilmiştir?

a)   Carnavaro

b)   Zidane

c)   Nedvet

d)   Ronoldinho



17) 2006-2007 UEFA Kupasını hangi takım kazanmıştır. 

a)   Barcelona

b)   Sevilla

c)   Espanyol

d)   Real Madrid



18) Amerika Basketbol Liginde (NBA) oynayan ilk Türk oyuncu kimdir?

a)   Mehmet OKUR

b)   İbrahim KUTLUAY

c)   Hidayet TÜRKOĞLU

d)   Mirsad TÜRKCAN



19) Mehmet OKUR hangi takımın formasını giymektedir?

a)   Miami heat

b)   Utah Jazz

c)   Detroit Pistons

d)   Chicago Bulls



20) Aşağıdaki takımlardan hangisi 2006-2007 sezonu sonunda Süper Lige yükselen takımlardan değildir?

a)   Gençlerbirliği Oftaş

b)   İstanbulspor

c)   İstanbul Büyükşehir Belediyesi

d)   Kasımpaşaspor



21) Aşağıdakilerden hangisi 2008 Avrupa Eleme Grubu’ndaki rakiplerimizden değildir?

a)   Yunanistan

b)   Norveç

c)   Moldova

d)   İsveç



22) 2007 yılında yapılan 60. Cannes Film Festivali “Altın Palmiye” ödülünü kazanan film hangisidir?

a)   Yaşamın kıyısında

b)   Tarantiono

c)   Coen Biraderler

d)   4 Ay 3 Hafta 2 gün



23) “Yaşamın Kıyısında” filmi ile 2007 yılında düzenlenen 60. Cannes Film Festivalinde en iyi senaryo ödülü kazanan filmin yönetmeni kimdir?

a)   Yüksel AKSU

b)   Julian SCHABEL

c)   Osman SINAV

d)   Fatih AKIN



24)   23 Mayıs 2007 günü Atina’da oynanan Milan-Liverpol maçı sonucu Şampiyonlar Ligi Kupasını kazanan Milanın gollerini atan futbolcu kimdir ?

a)   Kaka

b)   Pirlo

c)   İnzaghi

d)   Gattuso



25)   2007 yılı Mayıs ayında İstanbulda düzenlenen Sony Ericsson WTA Tour İstanbul Cup 2007 Uluslar arası Bayanlar Tenis Turnuvası’nı kazanan bayan tenisçi kimdir ?

a)   Elena Dementieva

b)   Aravane Reazi

c)   Maria Shaporova

d)    Venüs Williams



26) 2006 yılı Kültür Bakanlığı “Kültür ve Sanat Büyük Ödülü”nü alan, özellikle “Mona Roza” isimle şiiri ile tanınan şair, yazar ve düşünce adamı kimdir?

a)   Hilmi YAVUZ

b)   Sezai KARAKOÇ

c)   Gülten DAYIOĞLU

d)   Fazıl Hüsnü DAĞLARCA



27)   14. Altın Koza Film Festivalinde (2007) en iyi film ödülü alan sinema filimi aşağıdakilerden hangisidir?

a)  Cenneti Beklerken             

b)   Dondurmam Gaymak

c)   Takva                                

d)   Beynelmilel


cevaplar : 
C-B-C-C-D-A-C-C-B-B-D-C-D-B-C-A-B-D-B-B-D-D-D-C-A-B-D
Devamını oku »
 
 
 
Blogger tarafından desteklenmektedir.
 
Copyright © Akademik Kent